MİLLİ MÜCADELE TARİHİ

Osman KOÇIBAY

Türkiye’nin, Birinci Dünya Harbinden bu yana geçen zamanın tarihi, sadece bir yönetim değişikliği yani monarşiden cumhuriyete geçen bir milletin tarihi değildir.

Bu tarih; her şeyden önce, teknik, kültür, eğitim, sağlık, ticari, iktisadi ve sanayi alanlarındaki gelişmeler sonucunda yepyeni bir yönetim ve yaşama düzenine girmiş bulunan dünya milletleri arasında (özellikle Amerika ve Batı) lâyık olduğu yeri alamamış, tarihi şan ve şerefle dolu necib, yüce bir milletin bu boşluğu doldurma, geri kalmışlıktan muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma gayret ve çabasının tarihidir.

Bu tarih; yüzyıllar boyu büyük devletlerin emperyalist (sömürgeci) emellerine karşı çelikten bir kale gibi dikilmiş olan Türk Milletini yok etmek için, I. Dünya Harbinde ve sonrasında yurdumuza giren düşmanların geri püskürtülmesinin, yıkıntılar ve perişanlıklar içinden çıkarak kurulan dinamik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihidir.

Bu tarih; kardeşini Şıpka’da, kocasını Dömeke’de iki evlâdını Çanakkale’de şehit veren ve hayatta kalmış olan tek oğluna “Bak, son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun, öl de köye dönme!” diyerek oğlu Mehmet oğlu Hüseyin’i cepheye gönderen Türk anasının tarihidir.

Bu tarih; cepheye silah götürürken yağmur altında bir hana ulaştığında hancının “yer yok!” sesine “Ben çocuğumla dışarıda yatarım... Tek siz mermileri içeri alın” diyen Türk kadınının tarihidir.

Bu tarih; kendi öz oğlunu düşmanla işbirliği yaptığı dolayısıyla vatana ihanet ettiği için silâhıyla kanlar içinde yere serenlerin tarihidir.

Bu tarih; “Yüzbaşım, düşmanın Afyon’a yaklaştığını duyuyoruz, Ben burada üç ay eğitim görüp vakit geçiremem. Hem yüzbaşım ben hastayım. Üç ay ya yaşarım, ya yaşamam, ölmeden memleketimizi elimizden almak isteyen düşmanlardan bir kaç tanesini öldürmeliyim. Onun, için beni burada bekletmeden hemen cepheye sevk ediniz. Size yalvarırım” diyen Fahriler’in tarihidir.

Bu tarih; tek başına bir kaç mermiyle savaşırken Fransız çavuşunun,

- Tek başına bizimle savaşamazsın, teslim ol.

Çağrısına

- Bre kâfir, bilmez misin ki can sağ iken yurt verilmez düşmana. Cesedimi çiğnemeden geçemezsiniz....

diyerek şehid olan Şahin Bey (Mehmed Said)’in tarihidir.

Bu tarih; bayraklarımızın gül renginin soldurulmaması mücâdelesinde, hamuru yiğitlik mayası ile yoğrulmuş necib bir milletin içinden isimleri Mehmetçik, Ayşecik, Fatmacık olan nice isimsiz kahramanın tarihidir.

Bu tarih; Mustafa Kemal Paşa’nın tutuklanması emrine uymayıp “Bütün kolordumla emrinizdeyim paşam” diyerek yüksek bir fazilet örneği veren, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında ve yeni Türk Devletinin kuruluşunda çok büyük hizmetleri geçen Kâzım Karabekir Paşa’nın tarihidir.

Bu tarih; kalemleriyle Milli Mücadele’de destanlar yazan Mehmet Akiflerin, Mehmet Eminlerin, Halide Ediplerin,Yakup Kadrilerin ve daha nicelerinin tarihidir.

Bu tarih; Fevzi Paşa’nın, Ali Fuat Paşa’nın, Ali İhsan Paşa’ın Refet Paşa’nın, Fahrettin Paşa’nın, İsmet Paşa'nın, Hüseyin Rauf’un ve daha nice komutanların tarihidir.

Bu tarih; Milletimizi ilk önce Milli Mücâdele davasına inandırmış, teşkilâtlandırmış ve sonunda zafere ulaştırmış, ancak bununla yetinmeyerek, yorgun ve yoksul bir durumda olan milletimizi muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için yepyeni ilkeler tespit ederek, bilinçli bir biçimde bu ilkeleri uygulayan ve başarıya ulaşan Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihidir.

Kısacası bu tarih; tarih boyunca destanlar yazmış necib bir milletin tarihidir. Yani bizim tarihimizdir.