MEHMET AKİF ERSOY VE BURDUR

Osman KOÇIBAY

           Mehmet Âkif Bey, 1873 yılında İstanbul’un Fatih semtinde Sarıgüzel mahallesinde doğdu. Babası, Arnavutluk’un İpek Kasabası Suşisa köyünden İpeklizâde Mehmet Tahir Efendi’dir. Annesi Buharalı bir aileye mensuptur. Hicri 1290 yılında doğduğu için, babası tarafından “Ebced” hesabıyla doğum yılını veren “Ragif” kelimesi isim olarak verildi. Ancak bu isim Türk Milleti tarafından yaygın olarak kullanılmadığı için “Âkif” şeklinde söylenmiş ve bu isimle tanınmıştır .

            Dört yaşındayken Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı. İlk öğreniminden sonra Fatih Merkez Rüşdiyesi ve Mekteb-i Mülkiye’nin idadi kısmını bitirdi. Mülkiye’nin âli kısmına geçtiği sırada (1887-1888) babası vefat etti ve Sarıgüzel Mahallesi'ndeki evleri yandı. Ailesinin geçim sıkıntısı nedeniyle, yeni eğitim-öğretime başlayan Halkalı Mülkiye Baytar Mektebi'ne geçti. Şiirlerini bu dönemde yazmaya başladı .

1893 yılında Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Umur-ı Baytariye ve Islâh-ı Hayvanât Umum Müfettiş Muavinliğine tayin edildi. Kendi ifadesine göre, üç-dört yıl Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da bulaşıcı hayvan hastalıklarının tedavisi için dolaştı. Edirne’de baytar müfettişi, Adana’da vilayet baytarı görevlerinde bulundu. 1898 yılında İsmet Hanım’la evlendi. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi'ne ve 1907 yılında Çiftçilik Mektebi'ne muallim olarak atandı. 11 Kasım 1908 yılında Dar-ül Fünun Edebiyat-ı Osmaniye Müderrisliğine tayin edildi . Bu sırada Halkalı Ziraat Mektebi'ndeki görevine devam etti.  

            Şiirlerini 1908 yılından itibaren yayınlamaya başladı. Aynı yıl İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarlığını aynı yıllarda kabul etti. 1911 yılında Safahat’ın ilk bölümünü çıkardı.

            Balkan Savaşı’ndan sonra Umur-ı Baytariye Müdür Muavinliği’nden aynı daireden bir kimseye yapılan haksızlığa kızarak görevinden istifa etti. 1913 yılı sonlarında, İttihatçıların Sebil-ür Reşâd’ın yayınlarını tasvip etmemeleri ve Mehmet Âkif’in Dar-ül Fünunda ders vermesini eleştirmeleri üzerine, bu görevden istifa etti.

I. Dünya Savaşı'ndan önce Mısır ve Hicaz’a gitti. 1914 yılında Almanya’daki Müslüman esirlerin durumunu görmek için Alman Hükümeti’nin daveti üzerine Teşkilat-ı Mahsusa aracılığı ile Berlin’e gitti. Bu seyahat edebiyatımıza Safahat’ın beşinci kitabı olarak girmiş olan “Berlin Hatıralarını” kazandırmıştır. Aynı yıl Dar’ül Hilafeti’l Aliye Medresesi'nin orta bölümünde edebiyat dersleri vermeye başladı. Yine Teşkilât-ı Mahsusa aracılığı ile, İngilizler tarafından Arap Kralı olarak ilân edilen Şerif Hüseyin’in aksine, Osmanlı Devleti’ne bağlılığı devam eden Necid Emiri İbn-ür Reşid’e gönderildi. Arapların Osmanlı Devletine bağlılıklarını devam ettirmeleri, İngilizlerin Arapları kandırdığı yönünde nasihatler verdi. Buradan Medine'ye de uğrayan Mehmet Âkif, Ravza-i Mutahhara’yı ziyaret eder. Çok istemesine rağmen Mekke’yi göremez.

            Mehmet Âkif, bu vazife dönüşünde bir tren istasyonunda Çanakkale Zaferi’nin haberini alır. Asım’ın “Çanakkale Şehitleri” olarak bilinen şaheser destani bölümü bu haber üzerine yazılır.

            Mehmet Âkif, Temmuz 1918’de Mekke Emir'i Şerif Haydar Paşa’nın davetlisi olarak Lübnan’da iken Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye Cemiyeti’nin başkâtipliğine tayin edilir ve gezi dönüşü vazifeye başlar.

            Milli Mücadele’de birçok aydının Türkiye için tek çıkar-yol diye İngiliz, Amerikan veya Fransız Mandasını düşündükleri dönemde, Mehmet Âkif 21 Ağustos 1335 (1919) tarihli Sebil-ür Reşâd dergisinde Manda Meselesi başlıklı yazısında şunları yazıyordu: “..... Türklerin yirmi beş asırdan beri istiklâllerini muhafaza etmiş bir millet oldukları tarihten müspet bir hakikattir. Halbuki Avrupa’da bile mebde-i istiklâli bu kadar eski zamandan başlayan bir millet yoktur. Türk için istiklâlsiz hayat müstahildir. Tarih de gösteriyor ki, Türk, istiklâlsiz yaşayamamıştır” .

Milli Mücadele’yi desteklemek için elinden geleni ardına koymayan Mehmet Âkif, damadı Ömer Rıza Bey (Doğrul)’e Hintli Müslüman Hüseyin Kıduay’ın Milli Mücadele’yi öven ve İngilizleri yerin dibine geçiren eserini gizlice çevirtip bastırarak Anadolu’ya dağıttırdı.

            Mehmet Âkif, 22 Ocak 1920 tarihinde başkatiplik görevini yaptığı Darü’l- Hikmeti’l-İslâmiye Cemiyeti’nin azalığına tayin edildi.

            23 Ocak 1920 tarihinde Balıkesir Zağanos Paşa Camii’nde Cuma namazından sonra Balıkesir’de yayınlanan “İzmir’e Doğru” Gazetesi Başyazarı Mustafa Necati Bey ve Yazı İşleri Müdürü Vasıf Bey’in isteği üzerine halka hitap etti. Mehmet Âkif konuşmasında Türk halkını birliğe çağırıyor, düşmana karşı birlikte hareket etmenin ehemmiyetini belirtiyordu.

            “Biz maazallah hakk-ı hayatımızı kaybettiğimiz gün mahkumiyet felâketine düşeriz ki, bizi tahakkümleri altına alanların nazarında hayvandan farkımız kalmaz. Hayvan gibi bizi kendi hesaplarına işletirler, sırtımızdan menfaatlerini temin ederler... Biz sığırlarımızı, beygirlerimizi nasıl kullanıyorsak onlarda bizi öylece kullanırlar”.

            Mehmet Âkif sözlerine devamla; “Cemaat içinde herkesin uhdesine düşen bir vatanî vazife, bir dinî farz vardır ki; onu ifa husussunda zerre kadar ihmal göstermek caiz değildir. Bu hususta hiçbir fert kenara çekilerek seyirci kalamaz. Çünkü, düşman kapılarımıza kadar dayanmış, onu kırıp içeri girmek, harim-i namus ve şerefimizi çiğnemek istiyor. Bu namert taarruza karşı koymak kadın, erkek, çoluk çocuk, genç, ihtiyar.... Her fert için farz-ı ayn olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Bugün herkes varını yoğunu sarf ile mükelleftir.” diyerek, yüreğinden gelen ses ile haykırıyordu.

            İstanbul’un 16 Mart 1920 tarihinde İtilaf Devletleri tarafından işgalini Fransız Elçiliği’ne protesto yazısı bıraktırarak şiddetle red cesaretini gösteren Mehmet Akif, Anadolu’da Milli Mücadele saflarına katılmak için hazırlıklara başlar.

            Sebil-ür Reşâd Dergisinin sahibi Eşreb Edib’i yanına çağırarak:

            “-Artık burada duracak zaman değildir, gidip çalışmak lâzım. Bizim tarafımızdan halkı tenvire ihtiyaç varmış, çağırıyorlar. Mutlâka gitmeliyiz. Ben yarın Ankara’ya hareket ediyorum. Hiç kimsenin haberi olmasın. Sende idarehanenin işlerini derle topla. Sebil-ür Reşâd klişesini al arkamdan gel! Meşihattakiler ile de temas et. Harekât-ı Milliye aleyhinde bir halt etmesinler” der.

            İstanbul’dan 1920 yılı Nisan ayının 10 veya 11’nde ayrılır. Yola çıktığında cebinde 36 kuruş vardır. Mehmet Âkif, Ankara yolculuğunda oğlu Mehmet Emin’i de yanına alır. Mehmet Âkif, tahminen 23 Nisan – 27 Nisan tarihleri arasında Ankara’ya ulaşmıştır. Ancak tarihi kesin olarak belli değildir. 

Mehmet Âkif Ankara’ya geldiğinde Mustafa Kemal ile Meclis kapısında karşılaşmış, başka bir yere gitmek zorunda olan Mustafa Kemal Paşa, Mehmet Âkif’e; “Sizi bekliyordum efendim, tam zamanında geldiniz, şimdi görüşmek kabil olmayacak, ben size gelirim” demiştir. Ankara Merkez Kurulu, Şair Mehmet Âkif Bey’e zorunlu ihtiyaçları için 200 lira vermeyi kararlaştırmıştır.

Mehmet Âkif Bey’in Ankara’ya gelişinden çok memnunluk duyan Mustafa Kemal Paşa, Burdur  Ahz-ı Asker Reisi Miralay İsmail Beyefendi’nin milletvekilliğinden istifası üzerine boşalan Burdur Milletvekilliğine Mehmet Âkif Bey’in seçilmesi için 12. Kolordu Kumandanı Fahreddin Paşa’ya şu emri vermiştir.

Şifre                                       

                                                                                  Ankara, 29.4.1336 (1920)

Konya’da 12’nci Kolordu Kumandanı Fahreddin Beyefendi’ye

İstifasında musir bulunan Burdur livâsı Büyük Millet Meclisi âzâsı ve Ahz-ı Asker Reisi İsmail Beyefendi’nin yerine, livây-ı mezkür B.M. Meclisi âzâlığına Ankara’da bulunan Şâir Mehmet Âkif Beyefendi’nin intihâbının temin ve neticenin iş’ar buyurulmasını rica ederim.

                                                                                              Büyük Millet Meclisi Reisi
                                                                                                             Mustafa Kemal

Bu emirle İstiklâl Marşımızın şairi Mehmet Âkif’in Burdur Milletvekili olmasında en önemli adım atılmıştır.

30 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Veli Camiinde vaaz eden Mehmet Âkif, halkı irşad ve Milli Mücadele’yi desteklemelerini sağlamak üzere Eskişehir, Burdur, Sandıklı, Dinar Antalya, Afyon, Konya ve Kastamonu’ya gönderiliyor ve buralarda vaazlar veriyor. Böylece Ankara’ya karşı şüphe ve tereddütleri izale ediyor, halkı İtilâf Devlerine karşı cihad edildiğine inandırıyor.

Bu arada İstanbul Hükümeti'nce Dar-ül Hikmet-ül İslâmiye azalığından ve başkâtipliğinden 3 Mayıs 1920 tarihinde azledilmiştir.

Mehmet Âkif’in Burdur’a hangi tarihte geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak oğlu Mehmet Emin, Ankara’da 15-20 gün kaldıklarını, ardından Burdurluların daveti üzerine güneye doğru hareket ettiklerini hatıralarında dile getiriyor. Bu bilgiye göre Mayıs ayının ortalarında Mehmet Âkif’in Burdur’a geldiğini söyleyebiliriz. Zirâ, Fethi Çoker eserinde Mehmet Âkif’in 4 Haziran 1920 tarihinde meclise  katıldığını belirtmektedir. Zeki Sarıhan ise Haziran 1920 tarihinde isyancılara nasihatlerde bulunmak üzere Konya’ya gönderildiğini, oradan Burdur ve Antalya’ya geçtiğini eserinde dile getirmektedir. Sonuç olarak kesin tarihi belli olmamakla beraber, 1920 yılının Mayıs ayında Mehmet Âkif Bey, Burdur’a gelmiştir. Mehmet Âkif, Burdur’a gelirken yanında oğlu Mehmet Emin ve Antalya Milletvekili Süleyman Efendi eşiyle birlikte bulunuyordu .   

Burdur’da yaklaşık bir hafta kaldıklarını belirterek oğlu Mehmet Emin, Burdur’da yaşadıklarını hatıralarında şu şekilde dile getiriyor:

            “Burdur’a pederi davet ediyorlardı. Ankara’da on beş yirmi gün kadar kaldıktan sonra cenuba doğru hareket ettik. Seyahatimiz yaylı bir araba ile başladı. Bu seferimizde bize Antalya Mebusu Süleyman Efendi, refikası ile birlikte iştirak ediyordu. Günlerce muayyen mevkilerde mola vererek yol aldık. Burdur’a vasıl olduğumuz zaman bu uzun araba yolculuğu hepimizi iyice yormuştu. Lâkin orada gördüğümüz iyi kabul bize bütün acıları unutturdu. Mehmet Âkif’i Burdur eşrafı aralarında taksim edemiyorlardı. Her aksam bir yerde ağırlanıyor, şerefimize ziyafetler, hususi toplantılar tertip ediliyordu.

            Babamı ilk defa Burdur’da hükümet konağında üç dört yüz kişiyi mütecaviz bir cemaate karşı hitap ederken gördüm. Fazla bağırdığı zaman sertleşen gür sesi  ile konuşuyor, çok heyecanlı olduğu bütün hareketlerinden belli oluyordu. İzmir havalisinden sızan kara haberleri, vatandaşlarımıza yapılan işkence ve hakaretleri, mülevves çizmeler altında çiğnenen tarihi ve ilâhi mabetlerimizi öyle yanık bir dille ifade ediyor, bu fecayiin yürekler acısı avakibini öyle bir acı dille tarif ediyordu ki, bende dinleyiciler arasında sıkışmıştım.

            O muazzam kalabalık derin bir sükuta dalmıştı. Lâkin bu böyle bir sessizlik, öyle bir hava idi ki, kasırgalar koparacak ruhların kellesini koltuğuna almaya niyet eden başların son kat’i kararından doğuyordu... Birde şurada burada hissiyatına malik olamayarak hıçkırıklarını tutamayan vatanseverlerin iniltileri duyuluyordu.

            Burdur’da bir hafta kadar kaldık. Babama çok fazla iltifat ettiler. Öğle ve Akşam yemeklerini başka başka yerlerde davetli olarak yiyorduk. Safahat şairi boğazlı bir insan değildi. Bünyesine nispeten az yerdi. Lâkin güzel yemekleri intihab etmekte bilhassa sanâtkârane yapılmış hamur  tatlılarını seçmekte zevk-i selim sahibi idi. Burdur’da eşraftan bazı kimselerin sofralarında yediğimiz armudi şekilde yapılmış bir tatlı çok hoşuna gitti. Hane sahibinden bunun ismini öğrenmeye kalktı."

            Bu hatıralarda da belirtildiği gibi, Burdur’da yaklaşık bir hafta kalan Mehmet Âkif, halkı Milli Mücadele’ye destek vermeleri için konuşmalar yapmış vaaz-ü nasihatler etmiştir. İlk konuşmasını hükümet konağında yapan Mehmet Âkif’in bundan sonraki konuşmalarını Ulu Cami'de vaaz-ü nasihat ederek  yapması muhtemeldir.

             Mehmet Akif ERSOY'un Burdur'u ziyaret etmesi sırasında  veya hemen sonrasında Burdur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nce oluşturulan bir heyet, 25 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da vefat eden Halil Hulusi Efendi, Burdur Milletvekilliklerinden istifa eden Çilzade Fahrettin Efendi ve Miralay İsmail Hakkı Beylerin yerine yeni Burdur Milletvekillerini seçmek için17 Mayıs 1336 (1920) tarihinde toplanmıştır.


Soysallı İsmail Suphi Bey, İslam Şairi Mehmet Akif Bey ve Mutasarrıf-ı Sabık Ali Ulvi Bey'in; Müftü Halil Hulusi Efendi'nin vefatı, Dördüncü Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti Reisi Miralay İsmail Hakkı ve Çilzade Fahrettin Beylerin istifası ile boşalan TBMM üyeliklerine Burdur Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nce teşkil edilen heyet tarafından seçildiklerini gösteren mazbata.
Not: Mazbatayı daha net görebilmek için mazbata resmini bilgisayarınıza farklı kaydenin.

Soysallı İsmail Suphi Bey İslam Şairi Mehmet Akif Bey Mutasarrıf-ı Sabık Ali Ulvi Bey Mekteb-i İdadi Muallimi Feyyaz Bey
Adedi Rey Adedi Rey Adedi Rey Adedi Rey
Merkez Livadan      33 Merkez Livadan      33 Merkez Livadan      31 Merkez Livadan      2
Tefenni Kazsından   25 Tefenni Kazsından   25 Tefenni Kazsından   25 Tefenni Kazsından   0
                            58                             58                             56                             2
Yalnız ellisekizdir. Yalnız ellisekizdir. Yalnız ellialtıdır. Yalnız ikidir.


Ankara Büyük Millet Meclisi Burdur Livası Azalığına mukaddime-i intihab olunan beş zevattan(?) Müftü Halil Hulusi Efendi'nin vuku-ı vefatına ve Dördüncü Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti Reisi Miralay İsmail Hakkı ve Çilzade Fahreddin Beylerin de istifa ettiklerini beyan etmelerine binaen, yeniden intihab icrası için teşkil eden heyetimizce icra kılınan intihabta bala da muharrer olduğu üzere Soysallı İsmail Suphi ve Şair Mehmet Akif Beyler, merkez livadan otuz üç ve Tefenni Kazası'ndan yirmi beş rey ihraz ederek ittifakla, Mutasarrıf-ı Sabık Ali Ulvi Bey merkezden otuz bir ve Tefenni Kazası'ndan yirmi beş ki; cem'an elli altı rey ihraz etmiş ve İdadi Muallimi Feyyaz Bey yalnız iki rey alarak ekalliyette kalmış olduğundan, ekseriyeti ihraz eden Suphi, Mehmet Akif ve Ali Ulvi Beyler Burdur Livası (okunamadı) Meclis-i Ali mezkur azalığına intihab kılınmış olduklarını (okunamadı),
İş bu mazbatamız beş nüsha olarak tanzim kılınmıştır. 17 Mayıs 1336

(Bu bölümde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi, vekili ve azaları ile belediye azaları, Bucak Nahiyesi, Çeltikçi, Yazı, İnar, Kuruçay, Mamak, Kıravgaz, Askeriye, Çerçin, Kayış, Büğdüz ve Kurna Karye (Köy)'leri Müntehab-ı Sanileri ile Ermeni, Hamidiye, Üçdibek Mahallelerinin Müntehab-ı Sanilerinin imzaları bulunmaktadır.)

Burdur namına Ankara Büyük Millet Meclisi azalığına (okunamadı) dairesinde icra edilen intihabat neticesini (okunamadı). İş bu mazbata huzurumda tanzim edilmiştir. 24 Mayıs 1336
Aza     Aza    Aza     Aza      Aza      Aza                                   Burdur Mutasarrıfı

            Gerçekleştirilen toplantı ve seçim sonrasında Mehmet Âkif, bütün delegelerin oyunu (58 oy) alarak, Burdur Milletvekilliğine seçilmiştir.  

             Burdur’dan gayet memnun bir şekilde ayrılan Mehmet Âkif, ileri ki sayfalarda belirtileceği gibi bu memnuniyeti,  üç ilden milletvekili seçilmesine rağmen Burdur’u tercih etmesinde en önemli sebep olmuştur.

            Mehmet Âkif, 4 Haziran 1920 tarihinde Meclis’e katılmıştır. 17 Mayıs 1920’de  Burdur, 5 Haziran 1920’de  Biga,  ve bazı kaynaklarda da tarihi belirtilmeden İzmit  milletvekilliğine seçilmiştir. Malum olduğu üzere ancak bir ilden milletvekili olunabileceği için T.B.M.M. Başkanlığı 14 Temmuz 1920 tarihinde Mehmet Âkif’e bir yazı göndererek, milletvekili seçilmiş olduğu illerden birisinin milletvekili olma tercihini yapmasını ister. Bu yazıya 17 Temmuz 1920 tarihli aşağıdaki dilekçe ile cevap verir.

Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesine,

            14.7.1336 tarih ve 270 numaralı emirname-i riyasetpenahileri cevabıdır. Evvelce Burdur Livasından intihab edilmiş ve Liva-i mezkura giderek müntehib ve müvekkillerimle temasta bulunmuş olduğumdan Burdur Livası âzâlığını tercihan, Biga âzâlığından istifa ettiğimi arz ile teyid-i  hürmet eylerim efendim.

                                                                                                        17 Temmuz 1336
Burdur Livası Azasından
       Mehmet Âkif
      

            Bu dilekçe 18 Temmuz’ da T.B.M.M.’ de görüşülerek onaylanmış ve Mehmet Âkif, Burdur Milletvekili olarak T.B.M.M.’ deki yerini almıştır. Bu dilekçede de açıkca görüldüğü üzere Mehmet Âkif’in Burdur’u ziyaretinde edinmiş olduğu intiba; kendisine gösterilen âlâka ve hürmetin neticesinde Burdur Milletvekilliğini tercih ettiğini görüyoruz. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın daha öncede sözünü ettiğimiz ve Mehmet Âkif’in, İsmail Bey’in istifasıyla boşalan Burdur Milletvekilliği için12. Kolordu Komutanı Fahreddin Paşa'ya vermiş olduğu emrin de tesirinin olduğu muhakkaktır.

            Ekim ayında, genel kurul kararıyla 45 gün izinli sayılarak halkı aydınlatması, nasihatler vermesi ve Milli Mücadele’nin bir cihat olduğunu anlatması için Anadolu'ya gönderilir. 19 Ekim 1920’de Kastamonu’ya gider.Kastamonu ve ilçelerinde Vaaz-ü nasihatler verir. Bu vaazlarından en meşhuru 19 Kasım 1920 tarihinde Nasrullah Camisinde vermiş olduğu vaazdır. Her cümlesi büyük önem taşıyan bu vaazdan iki paragrafı aşağıda veriyoruz.

            “....Mütakereden sonra iki müstakil Müslüman hükümeti kalmaktadır. İran ve Osmanlı Devleti. himayelerini lanet halkası gibi Acem (İran)'lerin boynuna geçirerek icabına bakmışlar. O halde yalnız biz kaldık. Ey cemaat-i müslimin ! Biz ise asırlardan beri Alem-i İslâm'ın başında olarak ehl-i salibe karşı çarpışıyoruz. Dünyanın bütün Müslümanları selâmetlerini, necatlarını, yıllardan beri müştak oldukları istiklâllerini kurtarmak için bizden misal alıyorlar. Yüzlerce milyon Müslümana nispetle, bizim bir avuç mesabesinde olan halkımızın ne ehemmiyeti vardır? demeyiniz. İyi biliniz ki, bir avuç halkın bütün Alem-i İslam'da pek büyük mevkii, pek büyük itibarı vardır. Bütün Müslümanlar bilirler ki, maazallah Türk Milleti’nin devrilmesi bütün cihan-ı imanı sarsacaktır. Bütün Müslüman yurtlarını en müthiş zelzelelere tutulmuş gibi hasara uğratacaktır”.

            “Bizi mahv için tertib edilen muahede-i sulhiye paçavrasını mücahidlerimiz şark tarafından yırtmaya başladılar. Şimdi beri taraftaki dindaşlarımıza düşen vazife Anadolu’muzun diğer cihetlerindeki düşmanları denize dökerek, o murdar paçavrayı büsbütün parçalamaktadır. Zira o parçalanmadıkça İslâm için, Türk için bu diyarda bekâ imkânı yoktur”.

            Vaazın metni, 25 Kasım 1920 tarihinden itibaren Kastamonu’da 464. Sayıyla yayın hayatına yeniden başlayan Sebil-ür Reşâd dergisinde yayınlanır. Bu metin gördüğü âlâka yüzünden tekrar basılmış ve dağıtılmıştır. Aynı zamanda El-Cezire Cephesi Kumandanlığı bu vaazı Diyarbakır’da küçük bir risale olarak yayınlar.

            Sebil-ür Reşâd Dergisinin sahibi ve müdürü Eşref Edib’le beraber 24 Aralık’ta Kastamonu’dan Ankara’ya hareket etmişlerdir. Ankara’ya gelişlerinde Mustafa Kemal Paşa tarafından istasyondaki küçük odasına davet edilerek, bir saat kadar görüşmüşlerdir. Eşref Edib’e göre Mustafa Kemal Paşa şunları söylemiştir:

            “Kastamonu’daki vatanperver mesainizden çok memnun oldum. Sevr Muahedesi’nin memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebil-ür Reşâd kadar hiçbir gazete memlekete neşredemedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebil-ür Reşâd’ın büyük hizmeti oldu. Her ikinizi de bilhassa teşekkür ederim”.

            Bu sözlerden sonra  Mustafa Kemal Paşa, beraber çalışma arzusunu dile getirmiş, Mehmet Âkif Bey ve Eşref Edib Bey de “Tabii biz çalışmak için geldik” cevabını vermişlerdir.

            Ankara’da Taceddin Şeyhi’nin kendisine tahsis ettiği Taceddin Dergahında ikâmet etmiştir. Böylece Meclis çalışmalarına da katılmaya başlamış, milletvekilliği vazifesine geri dönmüştür. 19 Ocak 1921 tarihinden itibaren Eşref Edib Beyle birlikte Sebil-ür Reşâd’ı Ankara’da çıkarmaya başlamışlardır.

            Meclis adına ve Meclisin selamlarını ulaştırmak üzere seçilen heyetin içinde yer alır ve cepheleri dolaşır. Askerin maneviyatının kuvvetlenmesi için gayret gösterir.

            Ekim 1920’de Meclis, Milli Marş için bir yarışma açmıştı. Mart 1921’e kadar 724 adet şiir yarışmaya gönderilir. Bu şiirlerin içerisinde 7 tanesi seçilir. Ama yine de hiç biri beğenilmez.

            Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey’e göre Marşı Âkif yazardı. Yalnız ikramiyeli bir işe Mehmet Âkif’in girmeyeceğini biliyordu. Bunun üzerine Hamdullah Suphi, kendisine nakdi mükafat verilmeyeceği teminatını ihtiva eden aşağıdaki mektubu gönderir :

            “Pek aziz ve muhterem efendim,

            İstiklal Marşı için açılan müsabakaya iştirâk buyurmamalarınızdaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasatından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.

                                                                                                         5 Şubat 1337
Umur-ı Maarif Vekil
Hamdullah Suphi

            Bu mektup üzerine Mehmet Âkif artık dayanamaz ve marşların en güzeli İstiklâl Marşımızı kaleme alır. Bu konuda D. Mehmet Doğan, İstiklâl Marşını Mehmet Âkif’ten başkasının yazamayacağını şu satırlarla ifade eder :

            “Mehmet Âkif, imanıyla, yaşadığı hayatla, Anadolu’nun asırlık ıstıraplarını nefsinde hisseden büyük ruhuyla; zulme, küfre karşı zaman zaman zapt edemediği isyanıyla Milli Mücadele’nin örnek şahsiyetidir. Ondandır ki O, Milli Mücadelenin destanî marşını yazmakta güçlük çekmez. Hatta diyebiliriz ki, İstiklâl Marşı’nı yalnız o yazabilirdi. İmanıyla o yazabilirdi, ıstırabıyla ve isyanıyla o yazabilirdi; ömrünce yaptığı hazırlığın kazandırdığı hüviyetiyle o yazabilirdi".

            Mehmet Akif’in yazmış olduğu şiiri 12 Mart 1921 günü Hamdullah Suphi Bey, Meclis Kürsüsünde okudu.

            Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda,
            Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!

            Hamdullah Suphi Bey şiirin bu iki mısrasını okurken Nafıa Vekili Fazıl Paşa haykırmak için hazırlanıyordu. Şiir bitince tekrar okunmasını, haykırarak rica edecekti. Ve üç kere haykırıyor, mebuslar, marşı, ayakta ve dört defa dinliyorlardı. Şiir kürsüden okunurken sık sık alkışlarla karşıladılar. Zirâ, İstiklâl Marşı muhteşemdi. Ancak bu şiirden de muhteşem bir şey vardı. O da İstiklâl Marşı’nın yazarına yakışması.

            Şiirin İstiklâl Marşı olarak kabul edilmesinden sonra Meclis muhasibi kanuni bir mecburiyetten dolayı parayı verince, hemen elden çıkarır. 500 liralık ödülü, Kızılay’ın cepheye elbise diken Dar-ül Mesai koluna bağışlar. Halbuki o sıralar sırtında paltosu yoktur ve birçok kişiye borçludur. 

            Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı’nın milletin malı olduğunu düşünmüş ve Safahat isimli eserine almamıştır. Hasta yatağında kendisine bu şiiri niçin Safahat’a almadığı sorulunca, Mehmet Âkif; “O benim değil, memleketimindir.” diye cevap vermiştir.

            Mart 1921 tarihinde Anadolu’da bir İslam Kongresi toplanması için bir hazırlık komisyonu kurulur. Bu komisyon Mehmet Âkif, Şer’iye Vekili Mustafa Fehmi, Eşref Edib ve Meclis Başkatibi Recep Beyler’den oluşmuştur.. Heyet ilk toplantısını 19 Mart’ta Ankara İstasyon binasının küçük bir odasında yapar. Başkanlığa Şer’iye Vekili Mustafa Fehmi seçilir. Bu toplantıda İslâm ülkelerine bir çağrı yazısı gönderilmesi ve çağrı yazısını Mehmet Âkif Bey’le Eşref Edib’in yazması kararlaştırılır. Bu kongre projesinin İngilizlerin Mekke’de İslâm Kongresi toplayacakları yolunda haberlerin yayılması üzerine ortaya atıldığı tahmin edilmektedir. Dikkat çekici diğer bir hususta bu projenin Londra Konferansı’nın yapıldığı döneme rastlamasıdır. Ancak bu proje üst üste gelen savaşlar nedeniyle hayata geçirilmemiştir.

            Mehmet Âkif, 1922 yılında Şer’iye Vekâleti tarafından kurulan Te’lifât-ı İslâmiye Heyeti’ne seçilmiştir. Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasından sonra Mayıs 1923 tarihinde İstanbul’a dönmüştür. Ekim 1923’te Abbas Halim Paşa ile birlikte Mısır’a gitmiştir. Kışı orada geçirdikten sonra bahar aylarında Mısır’dan döndü. 1926 yılına kadar da kışları Mısır’da yazları Türkiye’de geçirdi. 1926 yılından sonra dönmedi. Kahire’de Câmiatü’l Mısriye Dar-ül Fünun'unda Edebiyat-ı Türkiye Müderrisliği yaptı. 1936 yılına kadar bu görevde kaldı. 1935 yılında karaciğerinden rahatsızlandı ve Temmuz ayında hava değiştirmek için Lübnan’a gitti. Burada sıtma hastalığına da yakalandı. Bir süre Hatay’a da uğrayan Mehmet Âkif iyileşmeden Mısır’a döndü.

            1936 yaz başlangıcında İstanbul’a geldi. Nişantaşı Sağlık Yurduna yatırıldı. Bir süre Said Halim Paşa’nın oğlu Halim Bey tarafından Alemdağı'ndaki Baltacı Çiftliğinde misafir edildi. İstiklâl Marşımızın şairi ve Burdur’umuzun T.B.M.M.’ deki ilk milletvekillerinden olan Mehmet Âkif, 26 Aralık 1936 tarihinde Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanında vefat etti. Evli olan Mehmet Âkif, bir çocuk babası idi. Çok iyi derecede Fransızca, Arapça ve Farsça bilirdi.

            Eserleri :

1.      Safahat ( 7 şiir kitabından oluşmaktadır: Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler ).

2.      Safahat Dışında Kalan Şiirler, 1908-1933.

3.      Tercümeler

a-      Müslüman Kadını (Ferid Vecdi’den 1909).

b-     Hanoto’nun İslâmiyete Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh’un Müdafaası (1915).

c-      İçki’nin Hayat-ı Beşer’de Açtığı Rahneler (Abdülaziz Çaviş’ten,1923).

d-     Anglikan Kilisesine Cevap (Abdülaziz Çaviş’ten, 1924).

e-      İslâm’da Teşkilât-ı Siyasiye (Said Halim Paşa’dan, 1922).

4.      Diğer Eserleri

a-      Kastamonu Nasrullah Kürsüsünde (1921)

                  b-   Kuran’dan Ayet ve Hadisler (A. Rıza Doğrul tarafından derlenmiş, 1944).

© Osman KOÇIBAY
Her hakkı mahfuzdur. Bu yayının tamamı ya da bir bölümü yazarın izni olmadan hiç bir şekilde çoğaltılamaz, kopyalanamaz, basılıp yayınlanamaz.