19 MAYIS VE ÖNEMİ

Sayın Okul Müdürüm, Saygıdeğer Öğretmen Arkadaşlarım, Sevgili Öğrenciler;

1815 Viyana Kongresi’nde Rus Çarı’nın “Hasta Adam” olarak isimlendirdiği Osmanlı Devleti bir çöküş süreci içerisinde idi. Avrupa Devletleri “Hasta Adam”ın bir an önce ölmesini istiyor ve mirasını paylaşmak için sabırsızlıkla bekliyorlardı. Osmanlı Devleti’ni parçalamak için uygulayacakları politikaya da “Şark Meselesi” adını vermişlerdi. “Şark Meselesi”nin  son maddesinde şu politika yer almakta idi:

“Türkleri Anadolu’dan çıkarmak ve geldikleri yer olan Orta Asya (TÜRKİSTAN)’ya sürgün etmek.”

Osmanlı Devleti I.Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yanında yer almıştı. Osmanlı Devleti bu savaş sırasında bir çok cephede başarılı sonuçlar almasına rağmen, müttefiklerimizin yenilmesi, bizim de yenik sayılmamıza neden oldu. Bu durum, Osmanlı Devleti üzerindeki emellerini gerçekleştirmek isteyen Avrupa için bulunmaz bir fırsattı.

30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti’ne imzalattırılan Mondros Ateşkes antlaşması ile Osmanlı Devleti fiilen sona ermiş oluyordu. Zira, uydurma bir  nedenle, İtilaf Devletleri donanması ve askerleri İstanbul’a yerleşmişti. Çukurova, Maraş, Antep ve Urfa’yı Fransızlar; Musul, Kerkük ve Güney Doğu Anadolu’nun geri kalanı İngilizler; Antalya, Burdur, Isparta, Fethiye ve Konya’yı İtalyanlar işgal etmişti. Ülkemizin dört bir tarafında İtilaf Devletleri’nin subay ve görevlileri, bulundukları yerlerdeki Rum ve Ermenilerle birlikte gizli, açık, özel istek ve amaçlarının gerçekleşebilmesi için var güçleriyle çalışıyorlardı.

15 Mayıs 1919  tarihinde İngiliz ve Fransızların desteğiyle Yunanlıların İzmir’i işgali, Türk Milleti’nin Anadolu’daki işgallere karşı olan sabrını taşıran son damla oldu.

Mustafa Kemal Paşa’da gelişmeleri yakından takip ediyor, İstanbul Hükümetinin işgallere karşı çaresizliğini ve duyarsızlığını görüyordu. Buna karşılık, işgallere karşı Türk Milleti’nin Anadolu’daki yükselen sesini duyuyordu. O, milletin istiklalinin Anadolu’dan başlayacak olan bir teşkilatlanmayla, oradan rüzgar olacak bir kıvılcımla olacağı kanaatini taşımaktaydı.

Bu sırada işgal kuvvetleri komutanlığı, İstanbul Hükümeti’ne bir ültimatom vererek, Samsun ve Trabzon dolaylarında asayişin bozulmuş olduğunu,  Türklerin Rum köylerine taarruz ettiğini şikayet etti. Bu nedenle Osmanlı Devleti asayişi temin ve muhafaza etmediği takdirde, İtilaf Devletlerinin Mondros Mütarekesinin 7. maddesi gereğince harekete mecbur kalıp, adı geçen bölgeyi işgal edeceklerini bildirmeleri, dönemin sadrazamı Damat Ferit Paşa’yı telaşlandırmıştır.

İstanbul Hükümeti zor durumda kalmış, şikayeti yerinde incelemek için bölgeye bir müfettiş gönderilmesini kararlaştırmıştır. Bu kişi de Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’in tavsiyesi ile Mustafa Kemal Paşa olmuştur. Böylece Mustafa Kemal, 9. Ordu Müfettişi olarak bu bölgeye tayin edilmiş, İzmir’in işgalinden bir gün sonra yani 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan 18 arkadaşı ile birlikte Bandırma Vapuruyla hareket etmiştir. Üç gün sonra Bandırma Vapuru, Samsun Limanına demirlemiş, Mustafa Kemal de Samsun’a çımıştır.

Bu tarih, Türk Milleti’nin son asırlardaki buhranına son verecek olan Milli Mücadele’nin ilk adımı olarak kabul edilmektedir. Mustafa  Kemal Paşa, Türk Milletini milli gayeye yöneltmek için, Samsun’da heyecanlı bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında milli egemenliğe dayalı bir devletin kurulması gerektiğini belirtmiştir. “Ya istiklal, ya ölüm!” sözleriyle konuşmasını bitirmiştir.

Mustafa Kemal, Samsun’da başlattığı Milli Mücadele’de, milletimizi teşkilatlandırmak ve milli hisleri istiklal yolunda harekete geçirmek için kongreler düzenlemiştir. 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’nde “Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararının kurtaracağını” ilan edip, 23 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında Erzurum Kongresi’ni, 4-11 eylül tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak, vatanın istiklali için izlenecek yol ve metotları belirlemiştir. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin  kuruluşu yolunda önemli bir adım atılmıştır.

Bundan 86 yıl önce başlayan Milli Mücadele hareketi 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile sona ermiş değildir. Hâlâ devam etmektedir. Bugün, özellikle son günlerde yaşadığımız olaylar ülkemiz üzerindeki oyunların sona ermediğinin en büyük göstergesidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak, ülkemizi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmak, öncelikle siz gençlerin görevidir. Sizlerden beklentimiz; Atatürk İnkılap ve İlkeleri’ne, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, Türk Milleti’nin millî, ahlakî, manevî, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen; vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranışlarında gösteren Türk Gençliği’dir. Çünkü sizler Türk Milleti’nin geleceği ve ümit kaynağısınız. Şunu da unutmayın ki; Atatürk cumhuriyetimizi, her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmış güzel vatanımızı siz gençlere emanet etmiştir.